NFK-Beklenen…

Beklenen

Mevlid-i Şerif

Kürtaj Vahşettir!..

Turaneli.Net tarafından Türk-İslam aile yapısının korunması ve bireylerinin bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanan kürtaj özel bölümünün videosunu ilk defa burada sizlerle paylaşıyoruz. Turaneli.Net tarafından hazırlanan videonun orjinal hali yabancı bir internet sitesinde daha önce yayınlanmış. Yeniden düzenlenen videonun içeriği çocuklar için sakıncalı olabilir. Videonun yayınlanmasına karşı çıkanlar olabilir. Ancak video kürtaj vahşetini gözler önüne seriyor.

Sabah Ezanı

Dünya Malı…

Büyük fıkıh (hukuk) bilgini, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin (VIII. yüzyıl) ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zat olduğu malumdur. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi:

- Ya imam, gemin battı!… (İmamın ticari mal taşıyan gemileri mevcut)

İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra

- Elhamdülillah dedi.

- Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi:

- Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş.

İmam bu yeni habere de:

- Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü:

- Ya imam, gemin battı diye haber getirdik “Elhamdülillah” dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine “Elhamdülillah” dedin. Bu nasıl hamdetme böyle?

İmam-ı Azam izah etti:

- Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah’a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah’a şükrettim.

Yeni İklimlere Açılmaya Var mısın?

BENİM ADIM FİLİSTİN

SU İÇİN YAPILAN KİLİSE

su.jpgHazret-i Ali, halîfeliği sırasında Sıffin Harbi’ne giderken, yolda susayan askerleri için su bulamayınca, kimsenin kaldıramadığı bir taşı tek başına kaldırdı, altından lezzetli bir su çıktı. Herkes içti. Daha sonra, Hazret-i Ali taşı yine eski yerine koydu.

Bu hâdisenin geçtiği yerin yakınında bir kilise vardı. O kilisenin râhibi bu hâli pencereden gördü. Hemen aşağı inip, Hazret-i Ali’nin huzuruna geldi ve sordu:

- Sen Peygamber misin?

- Hayır. Ben son Peygamber Muhammed aleyhisselâmın halîfesiyim.

- Elini ver ki, Müslüman olayım. Hazret-i Ali elini uzattı. Râhip dedi ki:

- Allah’tan başkasının ibâdete hakkı olmadığına, Muhammed aleyhisselâmın, Allahın Resûlü olduğuna ve senin de Resûlün vârisi olduğuna şehâdet ederim.

- Bu yaşa kadar kendi dinini yaşamışsın. Ne sebeple dinimize girdin?

- Ey müminlerin emîri! Bu kiliseyi, bu taşı kaldıran için yapmışlardır. Biz kitaplarımızda okuyoruz. Âlimlerimizden de duyduk ki; burada bir pınar, üzerinde bir taş vardır. O taşı, peygamber veya peygamber vârisi kaldırabilir. Senin bu taşı kaldırdığını görünce arzuma kavuştum ve yıllardır beklediğim şeyi buldum.

Hazret-i Ali, bu sözü işitince ağladı. Gözlerinin yaşından sakalı ıslandı. Sonra da buyurdu ki:

“Allahü teâlâya hamdolsun ki, beni unutulmuşlardan değil, kitabında zikredilenlerden eyledi.”

FATİH SULTAN MEHMET (AVNİ)

AĞLASA DERD-I DERÛNUM ÇEŞM-I GIRYÂNIM SANA

Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana

Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl
Mûr hâlin nice arz ede Süleyman’ım sana

Şem’i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar
Hoş yanar yıkılır ey şem’-i şebistânım sana

Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben
Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana

Dün rakîbin cevrini men’ eyledin ben hastadan
Eyledi te’sir gûyâ âh u efgânım sana

Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum
Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana

Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî’nin harâb
Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana

Avnî (Fatih Sultan Mehmet)

AÇIKLAMA:

(Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa,
(gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu.

Sen güzellik tahtında (oturuyorsun): bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım.
Hâl bu iken a Süleyman’ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? ‘ Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.’

Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan!
O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor.
‘Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar.
Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.’

Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır.

Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş!

Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor.
(Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin (de insafa gel!)

(Sevgilim!) Eziyetlerinle Avnî’nin gözlerini ve gönlünü harap etme!
Zira bu deniz (gibi coşkun gözlerim) , sana inciler; bu maden ocağı (gibi gönlüm) de mücevherler sunar.

ORJİNAL DEMOKRASİ

« Daha eski yazılar