Domuz Eti Yemeye Zorladılar

Cezaevi şartları nasıldı?


Cezaevi şartları çok ağırdı ve büyük bir baskı altındaydık. Buna girersek uzun sürer ve kitaplar yazılır. şartlar çok zordu, insanlık dışı muamele vardı. İbadet yapmamız yasaktı, domuz eti yemeye zorlandığımız zamanlar olmuştur.


Olayları oradan nasıl değerlendiriyordunuz?


Çıkmamıza birkac yıl kalmıştı. BM İnsan Hakları Komisyonu ve çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren insani kuruluşlar Yugoslavya’daki cezaevlerinde süren insanlık dışı zulmü biliyorlardı. Her hafta heyetler geliyor ve incelemeler yapıyorlardı. Yugoslav yönetimi bu kuruluşlara şirin görünebilmek için habishanelerdeki şartları değiştirdiler ve odalara televizyon almamıza ve dışarıdan gazete getirtmemize müsaade edildi. Ondan sonra dünyanın yeni bir değişime gebe olduğunu daha iyi anladık. Televizyon haberlerinde hürriyet ve insan hakları programları yer almaya başlamış, ABD ile Rusya ve Avrupa ülkeleri arasında ziyaretler sıklaşmıştı. Gorbaçov’un mesajları ve Perestroika fikri Sovyetlerin tıkandığını ve çıkış yolu aradığını gösteriyordu. Komünist dünyada, durdurulamayan hızlı inişin sonu nereye varacağı merak ediliyordu.


Bizde bu değişimin Yugoslavya’yı nasıl etkileyeceğini tartışıyorduk. Çünkü Yugoslavya Komünist Partisi Hırvat, Sırp, Makedon, Arnavut, Sloven ve Boşnak üyeleri birbirini eleştirmeye ve suçlamaya başlamışlardı. Bir anda Yugoslavya’yı meydana getiren Cumhuriyetlerde milliyetçi akımları baş göstermiş ve ülkenin geleceği tartışılır olmuştu.. Kısacası, tünelin ucu görünmüştü.


Çektiğimiz zulümleri imanımızla göğüsledik


Müslüman Boşnakların efsanevi lideri merhum Aliya İzzetbegoviç, Genç Müslümanlar Teşkilatı’nın devamı olarak kurulan SDA(Demokratik Eylem Partisi)’nın kuruluşunun öyküsünü şöyle anlatıyor: “GMT incelediğinde fonksiyonunun çok güçlü olduğu ve insanlarda derin izler bıraktığı görülecektir. Komünist rejim karşısında teslim olmayan tek teşkilat olmuştur.Yok edilmek istenen müslüman Boşnak halkının kimliğini korumak en büyük emelimizdi, bizi ayakta tutan güç buydu. Zulümleri imanımızla göğüsledik. Uzun yıllar cezaevi hayatı çeken üyelerimizle 1989′da gizlice biraraya geldik, o ruhu parti kurarak yaşatmaya karar verdik.


GMT’nin ihtiyarlayan ama ruhları genç olan bir grup insan hayatı bahasına yeniden ortaya çıktı ve SD kuruldu. Çocuklarımızı yanımıza alarak yola çıktık. Çünkü genç yaşımızda yemin ettik: İslam ve müslümanlar için çalışacağımız hususunda Allah’a söz verdik. Bunca cefaya rağmen yolumuzdan ayrılmadık. Komünistler battıkça, partimiz Bosna semalarında yükseldi ve beklenen güneş doğdu. Partimizin aydınlık yolundan yürüyen halkımız kimliğine sahip çıktı, partimizi iktidara taşıdı. Sevinç göz yaşları aktı, camilerde şükür namazları kılınarak Allah’a hamd edildi. Dünya bir kere daha görmüştür ki müslüman Boşnak halkı yok edilemedi. Bu bize Allah’ın lütfudur. İnanıyorumki, GMT ve onun devamı SDA, Yugoslavya müslümanlarının uyanışında tarihi rol oynadı.


Parti kurma fikri nasıl gelişti?


Parti kurma fikri aklıma cezaevindeyken geldi. Komunizmin birgün biteceğine inanmıştım ve planlarımı buna göre kurardım. Arkadaşlarıma cezaevindeyken bunları söylediğimde gülerlerdi. Mahkemede bile bu fikri savundum. Bu fikrimin yakın olduğunu, dünyada yaşanan siyasi ekonomik çalkantılardan anlamıştım. Bu çalkantıların Komünistsiz bir dünyanın doğum sancıları olduğu anlaşılmıştı. Bu günler için hazırlıklara başlanması gerektiğine inanarak parti kurmayı o zamandan kararlaştırdım. Zaman beni haklı çıkardı. Cezaevinde başlattığım parti çalışmalarımı çıktıkdan sonra arkadaşlarımla fiiliyata koyduk. SDA cezaevinde kuruldu. Tüm hazırlıkları arkadaşlarımızla içerde iken tamamlamıştık. SDA Yugoslavya tarihinde en hızlı örgütlenen parti olmuştur.


Neden SDA adını seçtiniz..?


Henüz ayrılık olmamıştı ve biz Bosna-Hersek’te yaşayan Sırp ve Hırvatları vatandaşlarımız kabul ediyorduk. Partimizin adını ünlü sanatçımız Saffet İseviç buldu. Görüş birliğiyle, partimizin adı SDA oldu. SDA’yı resmen Mart 1990′da kurduk. Kurultayımızı 26 Mayıs 1990′da topladık. Yugoslavya’da yüz küsur parti vardı. Elhamdülillah partimiz bunların içinde en büyük parti durumuna geldi. Müslümanlar olarak çok baskı gördük. Dinimizi öğrenebilecek kadar özgür olamadık. Ben İslamı ve mücadele şuurunu Mevdudi, Seyyit Kutup, Hasan El Benna ve Fazlurrahman gibi âlimlerin kitaplarından öğrendim. Partimizin kazandığı zaferler sayesinde İslam yeniden ülkemizde hayat bulmaya başladı. İlk seçimde oyların % 33′ünü alarak 130 sandalyeli parlamentoda 42 Milletvekilliği kazandık. Bu Müslüman Boşnak halkının ilk demokrasi zaferi oldu. Kısacası yok edilmek istenen bir halkın kimliğini ayağa kaldırdık, biz varız dedik.”


Aliya ikinci defa başkan


Aliya İzzetbegoviç’in anlattıkları burada bitiyor. Boşnak halkı 200 bin şehidin ardından özgürlüklerine kavuştular. ABD’nin Dayton kentinde parafe edilen ve Paris’te imzalanan anlaşmayla 4 yıl süren kanlı savaşın yaşandığı savaş resmen bitmiş olsada Bosna Hersek’te normal hayata dönüş kolay değildi. Yakılıp yıkılan bu ülkenin yeniden yapılanması birinci derecede düşündüren faktör olmakla birlikte, ülkeyi kim yönetecek, seçimler nasıl gerçekleştirileçek düşüncesi herşeyin önündeydi. Müslüman Boşnak, Hırvat ve Sırplardan oluşan taraflar kadar Dayton antlaşmasına imza koyan garantör ülkeler de, seçimin sonucunu merak ediyorlardı. 14 Eylül 1996′daki seçimlerde 24 ayrı parti ve bağımsızlarla birlikte 3398 aday yarıştı. En çok oyu toplayan Aliya ikinci defa Cumhurbaşkanı seçildi. Sırp ve Hırvatlar tarafından bölgeden kovulmak istenen müslümanlar verdikleri onurlu direniş sonunda hem bu bölgede kalmayı hem ülke yönetimini yeniden ele geçirmeyi başardılar. Aliya 1998′e kadar Cumhurbaşkanlığı yaptı. 13-14 Eylül 1998′da yapılan Devlet Başkanlığı seçiminde Aliya’nın şahsında müslüman Boşnak halkı bu zaferi yenilemiş oldu. Özgür ve Demokrat Bosna Hersek adı altında SDA (Demokratik Eylem Partisi), ZABİH ( Herşey Bosna İçin Partisi) ve LP (Liberal Parti)’den oluşan seçim koalisyonu Aliya’yı Devlet Başkanlığına aday gösterdi. Aliya Bosna Hersek Cumhurbaşkanlık Konseyi Başkanlığına seçildi. Sırp aday Zivko Radişik ve Hırvat aday Ante Yelaviç, Aliya’ya yardımcı olarak seçildiler. Böylece Aliya, halkı tarafından kabul bulmuş karizmatik lider olduğunu bir kere daha isbatlamış oldu.




‘Selam sana ey halkım!’


“Bu günleri gösteren yüce Allah’a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennet’de buluşacağız, onları Allah’ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada herşey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah’a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüzbinler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın.”
(Aliya’nın SDA’nın Genel Kurulu’ndaki veda konuşmasından)