İslam’ın Hoşgörüsünü Anlatıyorduk

Mladi Muslimani (Genç Müslümanlar Teşkilatı)’nın kuruluşu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

 Aliya, bir görüşmemizde gençlik yıllarından ve içinde yeraldığı “Genç Müslümanlar Teşkilatı”ndan anlatıyordu. Tam o sırada cüzdanını açıp içinden küçük resim çıkartı. Siyah-beyaz bu küçük resmin arkasına düşülen notu okuyacağı sırada gözleri doldu. Gözyaşlarını sildikten sonra okumaya başladı: (Müslüman Boşnak gençleri tarafından kurulan Genç Müslümanlar ‘Mladi Musilmani’ Teşkilatı’na katıldığım yıl, mücadele arkadaşlarımla bir hatıra.. Tarih 14 . 05. 1943) Aliya sonra teşkilata öncülük ettikleri için idam edilen üç şehid arkadaşı ve hayatta olmayan arkadaşları için fatiha okudu.


Mladi Muslimani ll. Dünya savaşından önce kuruldu. Sadece Yugoslavya’da değil Avrupa kıtasına yayılmış ve çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşamaya mecbur kalmış Boşnak, Arnavut ve çeşitli ırklara mensup Balkan müslümanlarının katılımıyla kurulmuş ise de, teşkilatın öncüleri Boşnak Müslümanları idi. Kısa zamanda tüm Avrupa’da örgütlenmeyi başarmıştı. O zamanlar 16 yaşımdaydım. 1939′da teşkilata karşı başlatılan saldırı, yargı ve yasaklamalar ile teşkilatın lideri olan Mehmed Spaho’nun öldürülmesi ile teşkilat büyük darbe aldı ve başsız kaldı. Bosna Hersek toprakları çoktan paylaşılmıştı. Müslümanlara karşı bir yok etme hareketi başlatılmıştı. Müslümanların malları ellerinden alınmış ve evleri ateşe verilmişti. Bir yanda, Hırvat Ustaşalarının , diğer yandan Sırp Çetniklerinin saldırıları karşısında Müslüman Boşnak halkı, her şeylerini bırakıp belli bölgelere çekilmişti. Müslüman Boşnak halkının varlığını korumak amacıyla ‘Mladi Muslimani’ kuruldu. Mladi Muslimani (Genç Müslümanlar Teşkilatı)’nin kurulmasının tarihi sebepleri vardı. Milletçe yaralıydık ve Osmanlı’nın bölgeden çekildiği günden beri hep horlanmaktaydık. Topraklarımız gasp edildi. Bu olaylar karşısında yaralarımızı sarmamız lazımdı. Halkımıza geleceğe ümitle bakabilen canından, malından ve namusundan emin olabilecek bir ortamın sağlanması gerekmekdeydi. Bunun için mutlaka teşkilatmamız gerekmekteydi ve âğabeylerimiz bunu yapmıştı.


Siz kaç yılında teşkilata katıldınız?


Lise ikinci sınıftayken 1940′da teşkilata üye oldum. Belgrad Üniversitesi’ne devam eden ve teşkilatın önde gelenlerinden Tarık Muftiç, Esad Karadozoviç, Nusret Başagiç ve Emin Granov’la tanıştım. Üyelerin büyük bir kısmı Saraybosna Lisesi öğrencileriydi. Beraber olduğum Eşref Çampara ve (daha sonra şehîd olan) Muammer Sadoviç ile faaliyetleri tartışıyor ve fikirlerimi geliştiriyordum.


Teşkilat nasıl çalışıyordu?


Teşkilatta yaptığımız görev dağılımında Liseliler ve Üniversiteliler diye iki ayrı grupa ayrıldık. Aralık 1940′da yaptığımız bir toplantıda ilk defa biraraya geldik. Ocak ve Şubat aylarındaki toplantılarda Boşnak halkının içinde bulunduğu sıkıntılar ve çıkış yolları tartışıldı. İslam’ı daha iyi anlamak için İslam dini dersleri başlatmıştık. Avrupalıların İslam’a bakışı ve Haçlı Seferleri’nin sebepleri ve Müslümanlara karşı başlatılan yok etme kampanyalarının sebepleri, en çok tartışılan konularımızdı. O tarihte İslam ve Müslümanlar aleyhinde büyük bir karalama kampanyası başlatılmıştı. Müslümanım demek suç olmuştu. Aleyhimizdeki bu yoğun kampanyaya karşı kendi başımıza İslam’ı öğrenmek ve İslam’ın hoşgörüsünü tanıtabilmek için yazılar yazmaya çalışıyorduk.


“Gizlice İslami eğitim alıyorduk”


İstanbul-Aliya İzzetbegoviç, Bosna-Hersek Müslümanları için çok önemli olan ve İkinci Dünya savaşı yıllarında kurulan Genç Müslümanlar Teşkilatı’nın Komünist Sırp yönetiminin baskıları ve Sırp gizli servisinin takiplerine rağmen Boşnak gençler arasında yayılıp örgütlendiğine ilişkin ilginç anekdotlar anlatıyor. İzzetbegoviç, 16 yaşında girdiği Genç Müslümanlar Teşkilatı’ndaki fikri çalışmaları şu sözlerle anlatıyor:


“O sıralarda, Ali Mutevelliç tarafından kaleme alınan ve büyük bir hayranlık duyduğum ‘İslam Işığında’ adlı eseri okudum. Bu, çok kıymetli bir eserdi ve benim üzerimde büyük etkisi olmuştu. Ayrıca Osman Nuri Haciç’in yazdığı ‘Hz. Muhammed ve Kur’an da bana yön veren eserlerdendir. Yaklaşık 300 sahife olan bu kıymetli eser, idealist bir uslûbla yazılmıştır. Bu ve benzeri kıymetli eserler o zamanlar Mostar şehrindeki faaliyet gösteren ‘Kalaycı’ Kütüphanesi tarafından bastırılmıştı. Bu çok büyük bir hizmet olmuştu ve teşkilatımız üyeleri bu eserlerden büyük ölçüde istifade etmişlerdi. Bu eserler teşkilatımızda okunuyor ve tartışılıyordu. Böylece ilk aylardan başlayarak İslam’ı gerçek kaynaklarından öğrenmeye başlamıştık. Üyelerimizin sayısı büyük bir hızla artıyordu. Müslüman gençlik içinde teşkilatımız büyük bir kabul bulmuş oldu.”


Aliya İzzet Begoviç, Mladi Müslümani(Genç Müslümanlar Teşkilatı)’nin kuruluşunu, yapısını ve faaliyetlerini anlatmaya devam ediyor:


İlk lideriniz kimdi?


Teşkilat 1941 yılının Mart ayının sonunda Yugoslavya Krallığı’nın parçalanmaya başladığı ortaya çıktı. O zaman biz Saraybosna’da Genç Müslümanlar Teşkilatı olarak ilk genel kurulumuzu topladık. Genel Kurulda teşkilat resmen ilan edildi. Genel Kurula 50 üyemiz katılmıştı. Çünkü herkes katılmaya korkuyordu. O zamanki anayasa gereği, genel kurulumuza bir polis katıldı. Kurulumuzun açılış konuşmasını Tarik Muftiç yaptı ve ilk liderimiz o oldu. Genel Kurul’umuzdan 15 gün sonra savaş patlak verdi. Genel kurul kararları,yeni yönetim kurulu protokolü ve yeni tüzük mahkemeye verilemedi. Şavaşla birlikte işgal geldi ve Bağımsız Hırvat Devleti ilan edildi ve Ustaşa’lar (Hırvat Milliyetçileri) yeni bir hükümet kurdular. Hitler Almanyası’nın desteğinde olan bu hükümet, Hitleri örnek alarak örgütlenmeye başlamıştı. Hükümete bağlı ”Genç Ustaşalar Teşkilatı” kuruldu.


Ustaşaların amacı neydi?


Bu örgütün hedefi tüm Hırvat ve müslüman gençleri çatısı altında toplamak ve ilan edilen Bağımsız Hırvat Devletinin ordusuna katmaktı. Kimseye sorulmadan tüm gençler kaydedilmiş ve toplantılara zorla getiriliyorlardı. Oluşturulan eğitim kamplarında ideolojik seminerler veriliyordu. Büyük Hırvatistan hayali taşıyan bu eğitim seminerlerinde müslüman Boşnakların aslen Hırvat oldukları ve Osmanlılar tarafından zorla müslümanlaştırıldıkları israrla vurgulanıyordu. Beni ve benim gibi çok sayıda müslüman genç bu kamplarda verilen eğitimlere katılmak zorunda bırakılmıştı. Ancak biz birbirimizi tanıyorduk ve Hırvatların oluşturduğu gençlik kamplarında gizlice biraraya gelip İslami eğitim ve teşkilatlanma dersleri yapıyorduk. Onların seminerleri hiçbir arkadaşımıza tesir etmiyordu, çünkü biz onların amaçlarını çok iyi biliyorduk.


Hırvatlar teşkilata nasıl bakıyorlardı?


İnanır mısınız, o günlerde yaptığımız gizli çalışmalar sayesinde sayımız hızla çoğaldı. Elbette Hırvatlar bizim gizli çalışmalarımızı tesbit etmişti, ancak ‘onlardan kaçıp, sırpların safına geçeriz..’ korkusundan varlığımızı bilmiyorlarmış gibi görüntü veriyorlardı. Ayrıca onlarla bir ortak yönümüz vardı; biz de onlar gibi komünistlere karşıydık. Saraybosna Üniversitesi ve liselerde müslüman gençlik arasında örgütlemeyi tamamlamış evlerde gizlice sohbet toplantıları düzenliyorduk. Yani, vaziyete hakimdik. Ancak rahat değildik ve illegal idik. Bazı arkadaşlar teşkilatımıza resmiyet kazandırmak için bazı girişimlerde bulundu ise de Hırvatlar müsaade etmediler. Bu durumlar karşısında, bazı arkadaşlarımız, imamlar tarafından 1930′larda kurulan ‘El’Hidayeh’ teşkilatına katılarak resmiyet kazanmamızın doğru olacağını savunmuşlardı… Bu teklife ben ve bir grup arkadaş karşı çıktık. Çünkü bu teşkilat imamlar tarafından kurulmuş ve çok pasifti. Teşkilatın başında büyük alim Mehmet Efendi Hanciç vardı, ancak bu teşkilatın adı var, hiçbir etkinliği ve gücü yoktu. Onlara katılırsak biz de pasifleşir ve mücadele azmimizi kaybederiz diye düşünüyorduk. Bazı arkadaşlar bu teşkilata katıldı ve yöneticilik aldılar. Neticede biz haklı çıktık ve onlar da daha sonra bu teşkilattan ayrıldılar.. Biz arkadaşlarımızla ‘Merhamet’ adlı teşkilata katıldık. Müslümanlar tarafından kurulan bir yardım teşkilatı idi. Biz burada Genç Müslümanlar Teşkilatını yeniden örgütlemek ve savaş sebebiyle mağdur kalmış müslüman ailelere sahip çıkmak için bazı çalışmalar başlatmıştık. Önemli ve faydalı şeyler de yapmış olduk. Ancak imkanlarımız çok sınırlı idi.


Müslümanlar olarak ayakta kalabilmeyi neye borçlusunuz?


Biz o zamanki şanlı mücadelemizin bu günlere gelişimizde büyük rolü olduğu inancındayım. Biz mensubu olduğumuz mukaddes dinimiz İslamla varlığımızı sürdürebileceğimize inanmıştık ve öyle de oldu. Bu şuna benzer: Bir çiçek düşünün, eğer onun köklerini keserseniz; o,topraktaki gıdayı ve suyu alamaz. Bir süre yaşar ve sonunda kurur ve en ufak rüzgar, onun alır kötürür. Kısacası Müslüman Boşnak halkının geleceği İslam’dadır. Bu benim değişmez, sâbit fikrimdir.


Faşist Ustaşalara da karşıydık


Mladi Müslümani olarak, İkinci Dünya Savaşı sırasında faşistlerle işbirliği yaparak katliâmlara katıldığınız iddiaları doğru mu?


Kesinlikle doğru değil, Sırplar ve Hırvatlar karşılıklı katliamlar yapıyorlardı. Biz Komünistlere olduğu kadar Faşistlere de karşıydık. Bu nedenle ne Hırvatların yanında yer aldık ve ne de Sırpların. Bize göre ikisi de birdi. Ancak hem Sırplar ve hem Hırvatlar işgal ettikleri bölgelerdeki müslümanları zorla askere alıp cepheye sürmüşlerdi. Bu zoraki olan bir hadiseydi. Yani, hiçbir müslüman gönüllü taraf olmamıştır. Biz müslüman Boşnaklar kendi kimliğimizi korumanın mücadelesini veriyorduk. Elbette savaşın içindeydik ve savaşla ilgimiz olmadığı halde en çok zarar görenlerden birisi de biz olduk. Hırvatlar ve Sırplar bizi kendilerine çekebilmek için bazı belediyelerde görevler teklif ettilir; ancak hiçbir Genç Müslümanlar Teşkilatı üyesi bu görevleri kabullenmedi. Ve hiçbir üyemiz faşist Ustaşaların SS ordusuna katılmadı. çoğunluğumuz asker kaçağı idi. Biz Hırvatlar tarafından Sırplara karşı yapılan katliâmları sürekli kınadık. Biz Hırvat ve Sırpların sivil halka yönelik katliâmlarını kınayan bir bildiriye teşkilatımızın imzasını bile koyduk.


Af dilekçesini İMZALAMAYI reddettim


Dizinin bu bölümünde Aliya İzzetbegoviç, 1946′daki ve 1983′deki tutuklamaları, hapiste geçen uzun 9 yılın öyküsünü anlatıyor. Ayrıca, 1970′de kaleme aldığı ünlü “İslami Deklarasyon”unTito rejimi üzerindeki etkisine değiniyor:


“Savcıların gözleri dönmüştü”


İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Tito rejimi Hırvat Ustaşalarını ve onlara katılan müslümanları cezalandırmıştı. Burada bir ayırım yapmaları lazımdı, yapmadılar. Çünkü, Hırvatlar gönüllü idi, müslümanlar ise zorla orduya alınmıştı. Bizim davalar ise 1 Mart 1946′tan sonra başladı. Genç Müslümanlar’ı, gruplar halinde ve sistemli şekilde yargıladılar. Birinci grup 1946′da; İkinci, Üçüncü grup 1947′de, dördüncü ve beşinci gruplar 1948′de ve son tutuklama 1949′da yapıldı. Hiç unutmam, savcı “Bunlara öyle ceza verelim ki bir daha böyle bir şeyi düşündükleri zaman damarlarındaki kanları buz tutsun” diye haykırıyordu.



Yargılamalar nasıl geçti?


Ben ve arkadaşım Necîb, Sagirbegoviç askeri mahkemede yargılandık. Ben 21, Necib, 23 yaşındaydı. Ben 3 yıl, Necip 4 yıl ceza aldı. 1946 -1949 yılları arasını hapiste geçirdim. Bizi Zenitsa cezaevinden Stolac’a, ordan da Bele Cezaevine gönderdiler. 6 ay sonra ailem yerimi öğrendi, binbir zorluktan sonra görüşme müsaadesi alabildi. Biz ormanda çalışıyor, Devlet’e kereste hazırlıyorduk. İyi çalışmamız için verilen ekmek arttırıldı, süt vermeye başlanmıştı. Pranga mahkumu gibiydik. Akşam yorgun olduğumuz için bir kenarda yığılıp kalıyorduk.


‘İslam Bildirisi’ nasıl kaleme alındı?


1970′de müslümanların mevcut durumunu göz önüne alarak ‘İslam Bildirisi’ni kaleme aldım. Bu bildiri aslında bir çağrıydı, sadece Bosna ve Yugoslavya müslümanlarına değil, tüm dünya müslümanlarına hitap ediyordu. Çağrımda müslümanlara yeniden uyanış ve dirilişin öncüleri olma ve İslam’da şuûrlanmayı işlemeye çalıştım. Baskılar ve yasaklara karşı siyasî bir şuûrlanmanın başlatılması ve haksızlıklara karşı haklı bir siyasi başkaldırının başlaması gerektiği düşüncesinden hareket etmiştim. Bildiri Yugoslavya’da olduğu gibi İslam dünyasında da büyük yankı uyandırdı ve çokca tartışıldı. Büyük bir kısmını ceza evinde yazdığım “Doğu ve Batı arasında İslam” kitabım da öyle oldu. Kitabın çeşitli dillere tercüme edilerek tartışılmaya başlanması Komünist yönetimi endişelendirdi. Ağustos 1983′te Genç Müslümanlar Teşkilatı üyesi arkadaşımla yeniden tutuklandım, 14 yıla mahkum oldum.



“Affedilmem için yalvarmam istendi”


6 ay sonra itirazda bulunduk, cezamızın hafifletilmesini istedik. Fikir suçlusu olarak cezalarımızın indirileceğine inanmıştık. Ancak 14 yıl 12 yıla indirildi. Bir kere daha dilekçe vererek cezamızın hafifletilmesini talep ettik. Bu sefer 9 yıla indirildi. 1987′de halen sebebini anlayamadığım bir olay oldu. Zamanın ‘Af Komisyonu’ Başkanı Zdravko Durişiç evime mektub göndererek iki kızımı yanına çağırdı. Onlara ‘Bu dilekçeyi babanıza götürün, imzalasın, onu serbest bırakacağız’ diyerek bir yazılı dilekçe örneği verdi. Kızlarım sevinç dilekçeyi imzalamamı istediler. Dilekçede ‘Yaptıklarım yanlıştı ve pişman oldum. Affımı istiyorum ve bundan sonra, normal hayata döneceğimi ve siyasetle asla uğraşmayacağımı garanti ederim’ ifadesi vardı. Asla kabul edemiyeceğim dilekçeye imza atmamı istiyorlardı. Çünkü onlar korkmuşlardı, gelecekde yeni bir örgütlenmeye girişeceğimi iyi biliyorlardı. İmzalamayı reddetim. Kızlarım üzüldü, onlara durumu izah edince gerçekleri anladılar. Kasım 1988′de dış ülkelerin baskısıyla alınmış bir karar bana ulaştırıldı. Yugoslavya Parlamentosu beni affetmiş. Demokratik ülkelerin ve İslam ülkelerinin baskılarının bu afta büyük rolü olmuşdu. İslam ülkeleriyle ticareti geliştirmek isteyen Yugoslav yönetimi bu karara varmış, serbest kalmıştım..



Yaşlanmıştık, ama içimizdeki ateş çok gençti


1989′da hapisten çıkar-çıkmaz ziyaretime gelen arkadaşları uyardım. Yugoslavyanın parçalanacağını, bu ihtimali göz önüne alarak siyasi çalışmaları gecikmeden başlatmamız gerektiğini söyledim. Bazıları “tekrar hapse atacaklar seni, gel bu işlere girme!” dedi. Bazıları ise, benim gibi düşünüyorlardı. Ben ve arkadaşlarım korkmuyorduk. Zira, hiçbir zaman korkuyla arkadaş olmamıştık. Mladi Muslimani Teşkilatı eski üyeleri ile yeniden biraraya geldik. Aradan yıllar geçti ve artık hepimiz yaşlanmıştık. Ancak, içimizdeki ateş çok gençti. Milletimiz için bize bir kere daha tarihi bir görev düştüğünün bilinci içinde yeniden yola çıktık. Tam bir yıl sonra 1989 Kasım’ında partiyi kurduk. Ve tam bir yıl sonra seçilmiş olarak parlamentoya girdim. Bu nedenle Kasım ayı benim için önemli bir aydır. Ve bu olaylar hep birer yıl arayla gerçekleşti.